Engelli Milli Sporcuya Alkollü Antrenörden Yumruklu Saldırı İddiası!

Gün geçmiyor ki basiretsiz, beceriksiz ve çeşitli suçlardan hüküm yemiş insanların ele geçirdiği tekerlekli sandalye basketbol camiasında yeni bir rezillik yaşanmasın. Bu seferki iddialar olanlar yenilir, yutulur cinsten de değil üstelik.

Bu insanların amaçlarının branşı daha iyi noktalara getirmek olmadığını, kendi çıkarlarını daha çok gözettiklerini defalarca söylemiştim. Yolsuzluklardan, milli sporcuları tacize kadar farklı farklı kişiler, farklı farklı suçlara karışmışlardı. İçlerinden bir tanesi ise sporcuların hayatlarıyla oynayarak kendini başarılı kılmaya çalışan, yüze konuşamayan ancak arkadan iş çevirmeyi çok iyi bildiğini zanneden Tekerlekli Sandalye Basketbol A Milli Takım antrenörü Harman Yazıcıoğlu… Kendisinin Sedat İncesu döneminde milli takıma alınan oyuncusunu nasıl işini kaybetmekle tehdit ettiği, daha sonra sporcusunun spor hayatını bitirmeye yönelik girişimde bulunmaya cüret edecek kadar gözünün döndüğünü ve “Ben o takımın başına geçene kadar milli takım başarılı olamayacak” dediğini “Kimdir vatan haini?” başlıklı yazımda dile getirmiştim. Kendisine olan güveni iyiden iyiye gelmiş olacak ki yine büyük bir skandala, büyük bir rezalete imza atmaktan geri kalmamış!

A Milli Takım Kanada’daki özel bir turnuvaya katılmak üzere henüz uçak yolculuğundayken bu şahıs aşırı derecede alkol alıyor ve takıma davet ettiği, Galatasaray’ın ve Beşiktaş’ın transfer teklifinde bulunduğu bir oyuncuya sırf kendi yönettiği takıma gelmeyecek diye sudan bir sebeple “Bana hain gözlerle bakma diyerek” yüzüne yumruk atıyor. Engelli sporcu kendisini korumak isterken bu şahıs ikinci kez sporcuya yumruk atıyor ve araya diğer sporcuların girmesi ile Harman Yazıcıoğlu ancak koltuğuna oturtulabiliyor. Bir süre geçtikten sonra yaptıkları yetmiyormuş gibi bir kez daha yerinden kalkan şahıs bu kez oyuncunun boğazına sarılıyor ve “Bu olanları başka yerde anlatırsan seni gebertirim!” diyerek tehdit ediyor zira oyuncu şikayette bulunursa başına neler geleceğinin farkına varıyor. Araya yine diğer sporcular girerek arkadaşlarını koruyorlar.

Şu an ise söylenene göre camiada malum kişiler tarafından bu konu ört bas edilmeye çalışılıyor. Engelli bir sporcuya, engelli bir bireye, bir insana durduk yere saldırmak cezasız mı kalacak? Sırf kendi takımına transfer olmuyor diye bir sporcuya, üstelik körkütük sarhoşken ve bu sporcu milli görevdeyken saldırmak cezasız kalırsa diğer sporcular kendilerini güvende hissedebilirler mi? Bugün bu olay ört bas edilirse, yarın bu sporlar hayatlarını idame ettirebilecek gençlere sporun güzelliğinden nasıl bahsedeceksiniz? Adli olarak da suç olan bu fiili cezasız mı bırakılacak? Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü bu olaya sessiz mi kalacak? Daha önce kendi sporcusunu milli takıma katılacağı için tehdit eden adam, bugün başka takıma transfer oluyor diye oyuncusunun üzerine saldıran adam gelecekte genç/tecrübeli sporculara neler yapar?

Sayın Spor Bakanı, Gençlik ve Spor Genel Müdürü, bu iddialar çok ciddi: Bu suç cezasız mı kalacak?

Farkındalık problemi orada! #EngelsizAslanlar

ChSvLebU0AAQQ9V.jpg

Tekerlekli sandalye basketboluna olan ilgim sanılanın aksine 2005 senesine değil, çok daha öncesine dayanmakta. Hala etkili şekilde kullanılıyor mu bilmiyorum ama TRT’nin teletext sayfasından maç sonuçlarını kontrol ettiğim, İzmir BŞB’nin dominasyonuna şahit olduğum dönemler… Lig başlayalı da çok uzun olmamış zaten, tahminen 4-5 sene öncesinde, 1996-97 gibi bir başlangıç senesine sahip. Ufak da olsa bir ivme kazanmış ama tanınırlığı olmayan bir spordu, hoş günümüzde ne kadar popüler o da tartışılır değil mi? Beşiktaş şubeyi kurduğunda nasıl kıskandığımı hatırlıyorum. Üstüne bir de İzmir’in egemenliğini kırınca… (Tesadüf bu ya, şimdi de bizim egemenliğimize bir sene ara verdiler, dokuz senelerine mal olsa da :))

Özhan Canaydın’ın imza attığı en önemli projelerden biridir Engelsiz Aslanlar. Başarıları falan bir kenara bırakıyorum zira zaten bakir olan bir branşta düzgün bir yapılanma ile başarı gelmemesi sürpriz olabilirdi. Hoş, yaşanan zorlukları görünce yüzleşince sportif yapılanma dışında çoğu şeyin çok da düzgün olmadığını anlıyorsunuz ve kendilerine olan saygınız bin kat artıyor. Konuya dönecek olursam, olay başarılar ile alakalı değil. Engelli bireylere bakış açısının değiştirilmesi, sporu kullanarak bireylerin kendilerine olan güvenlerini yerine getirilmesi, bu bireylere hayatlarını iyi koşullarda sürdürebilecek imkanların tanınması ve en önemlisi toplumdaki diğer engelli bireylere rol model olmalarını sağlamak… Engelli bireylere Türkiye’deki insanların bakış açısını düşündüğünüzde amaçlanan ve yapılmaya çalışılan işin ne denli zor olduğunu anlıyorsunuz. Bu yüzden başarılı olup, branşı tanıtmak, farkındalık yaratmak çok önemliydi. Kısmen de olsa başarıldı. Yani, başarılı olundu elbette. 9 lig, 5 Avrupa, 4 Dünya şampiyonluğu yabana atılamaz. Üstelik bu başarılar 9 sene içinde geldiyse bunun adı dominasyon oluyor. Hani futbolda Barcelona son 12 sezonda 8 La Liga, 4 Şampiyonlar Ligi, 3 Kulüpler Dünya Kupası kazanınca ağzımız nasıl sulanıyorsa, tekerlekli sandalye basketbolunda kendi takımımız bunu daha kısa sürede, daha iyi yaptı. Sayılar ortada…

Peki hedefler neden kısmen başarılmış oldu? Neden tüm amaçlara ulaşılamadı? Öncelikle yeterli seviyede farkındalık sağlanamadığını düşünüyorum. Bunda Galatasaray’a ait medya organlarının (Web sitesi, dergi, sosyal medya hesapları, televizyon vb.) yetersiz kalması pay sahibi elbette. Bir dönem (2010-2013 arası olması lazım, tam emin değilim. Kontrol edilmeli.) kendisine görece fazla yer bulsa da, maç öncesi, maç sonu haberleri ve ara sıra röportajlardan ileri gidemedik. Branşın popülaritesini artırmak amaçlandığında, Galatasaray markası altında o branşa dair güzel bilgiler bulunmasını isterim. Bizim web sitemizde puanlama sistemi ve IWBF Europe’un sitesine yönlendirme dışında herhangi bir bilgi bulunmamakta. Halbuki bu kadar başarılı, taraftarın önemsediği ve bir aile havasının yaşandığı branş; kulübün sosyal medya hesaplarında daha fazla ön plana çıkarılamaz mıydı? Kısa videolar, bilgilendirici yazılar ile ilgili olmayan kesimin dikkati çekilemez miydi? Hoş, mevcut durumda resmi sitede basketbol altında olmayan, buna rağmen tüm branşlara sunulan resmi sosyal medya hesabı imkanından faydalanamayan ve resmen atıl olarak görülen bir yapı için bunu istemek lüks oluyor sanırım.

İkincil olarak sorun başarıların kanıksanmış olması. Taraftar “Engelsiz Aslanlar nasılsa şampiyon olur.” algısıyla yaklaştı olaya.En güçlü takım bizde, çıkar alırız… Halbuki arka tarafta yaşanan sorunlar, yapılan antrenmanlar, çekilen çileler hep gizli kalıyor. Bu da başarıların kolay kazanıldığı algısı yaratıp, kanıksanmasına ve olağan karşılanmasına neden oluyor.Senelerdir futbolda kazanılan UEFA Kupası’nın ne denli zor ortamda, ödeme zorlukları altında kazanıldığından bahsedilir. (En azından ben öyle hatırlıyorum.) Erkek basketbol takımında ödeme problemi olduğunda Kerem Gönlüm kulübe ihtar gönderir, antrenmana çıkmama tehditleri gelir ve basın kullanılır. (Tabi hiçbir sonuç, kulübün yarattığı ödeme problemi nedenini geçersiz kılmaz.) Yani, görece popüler branşlarda yaşanılan sorunlar bir şekilde gün yüzüne çıkarılırken, kulübüne bağlı ve etik duruşlarını hiçbir zaman bozmayan ve kendilerini hukukun çizmiş olduğu sınırlar içerisinde tutan, bunu da hiçbir zaman basın yoluyla fırtına kopararak yaymayan bir grup kol kırılır yen içinde kalır felsefesiyle yaşadığı zorlukları hep içinde tutar. Bu zorlukların, sıkıntıların ve yoğun programın farkında olmayan insanlar ise başarıyı kanıksar ve ilgi otomatik olarak azalır. Kısaca, istenilen farkındalığı yaratamamış olursunuz. Sorunları değil, başarıları ön planda tutmak bu noktada önemlidir ama yukarıda yazdığım Galatasaray’a ait medya organlarının yetersizliği buna engel oluyor.

Son olarak bazı kesimlerin kulübün, branşın ve engelli bireylerin ön planda olmasında duydukları rahatsızlık var. Neden? Çünkü Engelsiz Aslanlar hepsinin kurdukları düzene çomağın en büyüğünü sokuyor. 9 uluslar arası başarı ile hem kulübün hem de Türkiye sporunun en başarılı temsilcisi olmak size Galatasaray’da avantaj değil, dezavantaj sağlıyor çünkü çalışma sisteminiz bazılarının alışılageldik sistemi ile örtüşmüyor. Ahbap çavuş ilişkisine değil, etiğe, ahlaka, Galatasaray kültürüne, çok çalışmaya ve her zaman daha iyisi olmak için mücadeleye dayanıyor.Aynı durum federasyon seviyesinde de geçerli. Galatasaray maaş skalasını yüksek tutar, engelli bireylerin kendilerine yetebilmelerini ve iyi koşulda olmalarını sağlar. Bir çoğu ise engellilerin kendilerine bağımlı olmalarını, paraların kendi ceplerine inmesini ister. Amaçları ne sporu geliştirmek, ne de engelli bireylerin toplum içinde yer edinmesini sağlamak. Sporcusunun üniversite bursunu kesmekten tutun da, iş tehdidine; kadın sporculara tacizden tutun da, yolsuzluklara kadar her şey var ne yazık ki. Kötüsü, bu düzenlerinin bozulmasını da istemiyorlar. R. Sedat İncesu ise bu bireylerin daha iyi konumda olması için gerekirse kendi kariyerini tehlikeye atar, sporcularına etiğin, ahlakın, doğruluğun ve çok çalışmanın önemini anlatır. Düzenlerine terstir.

Peki şimdi ne olacak? Bildiğiniz gibi Engelsiz Aslanlar kurulduğu günden bu yana ilk defa yerel ligde şampiyon olamadı. Bir devrin sonu aslında. Engelsiz Aslanlar için ilk etap bitmiş oldu. İkinci etapta yaratılan farkındalığın rüzgarı ile çok daha güçlü bir yapı kurmak amaçlanmakla birlikte, yukarıda saydığım nedenlerle farkındalık problemi ile karşı karşıyayız.Bu da işleri tahmin edilenden daha zor kılacak.

Aslında içimdekileri dökmek üzere başlamıştım, dertleşmek istiyordum kendimce… Hatta bu yazı saf taraftarlığa dönüşümün başlangıcı olsun istemiştim. Yeniden uzaktan takip ettiğim günlere dönmek için bir adım olacaktı. Bir veda belki de… 2009 senesinde bu blogu kurarken amacım gayet naifti. Farkındalık problemi o dönem dikkatimi çekmiş, düşünün yedi koca sene geçti üzerinden, ve branşı daha görünür, daha bilinir hale getirmek istemiştim. (Sedat Hoca ile tanışmamız da benzer döneme denk gelir.) Sonra her geçen gün biraz daha ailenin içinde buldum kendimi. Zorlukları gördüm, şahit oldum. Bire bir… Farkındalık problemi oradaydı. Bloga yeniden yazayım istedim, tek başına altından kalkamadım sanırım. Gündelik hayat, yaşam kavgası bu işi amatörce yapmayı bir şekilde engelliyor. Maç içerisinde istatistik tuttum bir dönem. Hem blogda yazarım, hem de sezon verileri özellikle Avrupa mücadeleleri öncesinde işe yarar diye düşündüm. Yine belli noktada bırakmak durumunda kaldım. Farkındalık problemi hala oradaydı. Arada haberler verdim, isyan ettim… Haksızlıklara karşı, zorluklara karşı sesleri olmaya çalıştım. Kısmi olarak başarılı oldum ama tüm tepkiler günlük olarak orada kaldık. Farkındalık problemi hala oradaydı. Sponsorluk için, ödeme güçlükleri yaşanan dönemlerde ödemelerin yapılması için kaç kişiye, kaç şirkete gittim bilmiyorum. Galatasaraylılıkları ile sosyal medyada övünen insanlar dönüp cevap bile vermeye yüksündüler. Nasıl moral bozucu bilemezsiniz. Halbuki “Ne yazık ki olumlu dönemiyoruz.” deseler, “Eyvallah.” deyip gidecektim. Düşünün, farkındalık problemi hala orada.

Popülarite her şey dostlar. Eğer yapacağınız katkının sonunda takdir göremeyeceğinizi ya da ön plana çıkamayacağınızı biliyorsanız, o işi genelde yapmıyorsunuz. Ben de kendimi sorgular oldum. Tüm saflığımla uğruna mücadele ettiğim şeylerden ne kazandığımı düşündüm. Ön plana çıktım, aracı oldum, geri plana atıldım ama hep devam ettim çünkü tek amacım bu branşın, Engelsiz Aslanlar’ın iyi durumda olması ve istenilen farkındalık seviyesine Türkiye halkını ulaştırması.Çok daha iyi projelerle çok daha fazla sayıda engelli bireyin hayatına dokunmalarını sağlayabilmek. Önemli olan bu davadır benim için. Ancak farkındalık problemi hala orada.

2009 yılında hiçbir şey bilmeden safça başladığım bu yolculuğu nereye kadar taşırım bilmiyorum. Bazen uzaktan sevmek daha mı iyi diye düşünmüyor değilim. Evet, veda yazısı olabilirdi bu ama şimdilik nokta koymuyorum. Farkındalık problemlerini, zorlukları düşündükçe yarı yolda bırakmak da istemiyorum ama öte yandan boşa kürek çekiyormuşum gibi geliyor. O yüzden bir virgül ile bu hikayeyi durduruyorum kendi adıma. Düşüneceğim.

7 yıl boyunca bir şekilde burayı okuduysanız, bir şeyler katabildiysem sizlere benden mutlusu yok.

Lütfen unutmayın, farkındalık problemi orada.

#EngelsizAslanlar! #GalatasarayınGerçekRuhu!

Ahmet Cömert’e! #EngelsizAslanlar

EngelsizAslanlar
Haydi Galatasaray taraftari! 

Bugün Engelsiz Aslanlar’i yalniz birakmayalim! 

Sampiyonluk yolunda ezeli rakibimiz karsisinda salonu doldurarak onlara yardimci olalim! 

Her ne kadar kendilerine yakismayan yoneticileri Erdem Goksel olsa da, kendilerini sadece sahada gostermeye niyetli olan Besiktasli oyunculari Aslanlarimiz ile birlikte mac onu ve sonrasi bagrimiza basalim, mac esnasinda Aslanlarimiza hucumda itici guc olurken savunmada isliklarimizla rakibimize birlikte engel olalim!

Bugun 16:00’da Engelsiz Aslanlar’a destek olmak icin Ahmet Comert Spor Salonun’na!

7 – Seda Kinali

8- Maside Cesur

9- Mete Sari

10- Ismail Ar (Kaptan)

11- Mehmet Türk

13- Morteza Abedi

15- Omit Hadi

52- Fikri Gündogdu

Şimdi değilse ne zaman?

EngelsizAslanlar

2005 senesinde kurulan, kurulduğu günden bu yana sayısız başarılar elde eden ve spor dalları arasında hanedanlık kavramını yeniden tanımlayan bir takıma sahip olduğumuzu biliyor muyuz? Yaşanılan her zorluğu teker teker aşan, her darbede daha da güçlenen başka bir şube biliyor muyuz? Kendinden önce armayı düşünen, bireysellikten ziyade takım duygusunu ön planda tutan başka bir grup gördünüz mü?

Evet, rakip bu sefer son 10 senedir olmadığı kadar güçlü…

Evet, milli takımdaki oyuncuların çoğu bir arada…

Evet, biz ise son zamanların en kısıtlı imkanlarıyla var olma savaşı içerisindeyiz ve Engelsiz Aslanlar’ımızın hiç olmadığı kadar taraftarını yanında görme ihtiyacı var…

Rakibimiz kadro avantajına rağmen rahat değil. Neden? Çünkü karşısında belki de tarihinde hiç olmadığı kadar kenetlenmiş ve takımdaşlık duygusunu ön planda tutan bir grup ile karşı karşıya.

Rakibimiz tedirgin, çünkü aslanlarımız yine, yeniden küllerinden doğuyor.

Rakibimiz huzursuz, çünkü küfür kıyamet bize ev sahipliği yaptıkları ortamdan, eski oyuncularımızı ve diğer rakip takım oyuncularını ayırt etmeksizin bağrına basacak, müsabaka esnasında sportmence takımını destekleyecek bir taraftar karşısına çıkacaklar.

Rakibimiz kaygılı, çünkü fitnenin, fesatın değil; iyiliğin, çalışmanın, azmin kazanma ihtimali onları ürkütüyor.

Bu bir şampiyonluktan öte… Bu, 8 tane aslanımızın ve Sedat Hoca’mızın zorlu koşullarda var olma çabasının sonuçlanacağı maçlardan biri… Mağlubiyet dünyanın sonu olmasa da, galibiyet her şeye bedel.

İşte bu yüzden 10 Ocak 2015 Pazar günü saat 16:00’da Ahmet Cömert Spor Salonu’nu doldurmamız gerekiyor. İşte bu yüzden, maç öncesi ve sonunda başta eski kaptanımız Özgür’ü ve eski oyuncularımız Ferit’i ve Cem’i olmak üzere Beşiktaş takımını Engelsiz Aslanlar’ımızla birlikte bağrımıza basarken, maç esnasında tüm hücumlarda takımımızın itici gücü olacağız, savunmayı hep birlikte yapacağız!

İşte bu yüzden Engelsiz Aslanlar ile birlikte şampiyonluk yolunda bir adımı daha hep birlikte geçeceğiz!

Haydi herkes Ahmet Cömert’e! Şimdi değilse, ne zaman?

Tarih: 10 Ocak 2016, Pazar

Saat: 16:00

Salon: Ahmet Cömert Spor Salonu

Kimdir vatan haini?

qm

Bir önceki yazımda, sizlerle Sedat İncesu ve aslanları üzerine oynanan oyunlardan bir kesit sunmuştum. Duyuma değil, belgeye dayalı bu sözlerimin üzerine birkaç kelam daha etme vakti. Belgeler de yavaş yavaş, zamanı gelince paylaşılacak.

Vatan haini… Söylemesi ne kadar kolay değil mi? Sporcusu tarafından ödüllendirilen bir antrenörü, tekerlekli sandalye basketbol branşını farklı bir boyuta taşıyan ismi karalamak ne kadar kolay, değil mi? Peki, kimdir vatan haini?

Sedat İncesu A Milli Takım antrenörüyken milli takıma çağırılan ve yeni bebeği olmuş evli, engelli sporcusunu “O kampa gidersen seni işinden attırırım! O milli takım ben gelene kadar başarılı olamayacak!” diye tehdit eden mi yoksa hata yapsa da sporcusuna sahip çıkan, doğru yolu göstermeye çalışan ve sürekli sporcularını bir adım ileriye nasıl taşırım diyen mi?

Şimdi aynı sporcu gerçekleri söyleyecek cesarete geldiğinde, sporcuya soruşturma açıp, elinde bulundurduğu güçle spor hayatını bitirmekle tehdit eden A Milli Takım mevcut antrenörü Harman Yazıcıoğlu mudur hain, yoksa tüm gerçekleri dürüstçe konuşabilen, arkadan iş çevirmeyen Sedat İncesu mu?

Peki ya kimdir hırsız? Kimdir sapık? Zimmetine para geçirmekten hüküm giymiş, paraya dokunması yasaklanmış bir adam mı yoksa sporcusuna cebindeki parasını vermekten imtina etmeyen bir adam mı? Giydiği hüküm dışında onlarca kez zimmetine para geçirmekten soruşturma geçirmiş TBESF mevcut Genel Sekreteri değil midir?

Aynı genel sekreter, sporcuya cinsel içerikli espri ve hakaretten soruçturma geçirmesine; antrenöre cinsel içerili hakaretten temyiz ve yargıtay yolu kapalı olarak kesin suçlu bulunmasına, TBESF’den ve görevinden uzaklaştırılmasına rağmen yeniden bu göreve gelebilirken…

Sedat İncesu ve onun gibiler cezalandırılırken, engelli sporcular ve 7 Milyon TL’lik bütçe bu adama nasıl teslim edilebiliyor? TBESF muhasebe bölümüne bu insan ve yanında yıllardır yanında olan, kendisiyle aynı suçlardan hüküm giymiş memurundan başka kimse neden giremiyor?

En son bir engeli kadın sporcuya sözlü taciz olayı var ki umarım doğru değildir, yanılıyoruzdur.. Bu olayın üzerini örtmek için TBESF’nin bu sporcuyu ikna etmeye çalıştığı doğru mu? Doğruysa, bu insanlar hala daha nasıl bu görevlerde kalabiliyor? TBESF başkanı böyle insanları neden yanında tutar? Sayın Gençlik ve Spor Bakanı, Gençlik ve Spor Genel Müdürü bu durumdan haberdar değil midir? Neden aksiyon alınmaz?

Söyleyin şimdi… Kimdir vatan haini? Milli takımı sabote etmek nedir? Mahkemece hem hırsızlığı, hem sapkınlığı kanıtlanmış bir insanı tekrar aynı göreve getirmek nedir?

Soru benden, cevapları sizden…

Engelsiz Aslanlar’ı Bitiremezsiniz!

EngelsizAslanlar

Uzun süredir bloga yazma imkanım olmadı. Eskisi kadar ilgilenemiyor olmak, hatta bu sezon maçlara gidemiyor olmak ziyadesiyle rahatsız ediyor. Bazen motivasyonu yeniden sağlamak, eskisinden daha sıkı sahip olduğun değerlere sarılmak için düşmanlarının sana saldırması gerekir. Sağ olsunlar, boş durmadıkları için bana bu imkanı verdiler.

Kimlerden bahsettiğim aşikar. Zamanında zimmetine para geçirmekten, Sedat İncesu’ya hakaret ettiği için aldığı cezalarla ve engelli bir kişiye taciz etmek ile ön plana çıkan Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun mevcut Genel Sekreteri ile oyuncularını işten kovdurma tehditleriyle istediğini yaptırmaya çalışan, yüze gülüp arkadan iş çevirmeye çalışan ve an itibariyle Tekerlekli Sandalye Basketbol A Milli Takım antrenörü Harman Yazıcıoğlu’nu içinde barındıran bir güruh Engelsiz Aslanlar’ın varlığından bile rahatsız oluyorlar.

Geçtiğimiz sezon başından bu yana yaşadığı sıkıntılara rağmen ligde 9. kez şampiyon olan takımımızın, 6 erkek 2 kadın oyuncusuyla başladığı sezonda oynadığı basketbol ile dosta düşmana nasıl korku saldığı belli oluyor. Yaşadığı kötü olaylar neticesinde ellerini ovuşturan yukarıda bahsi geçen güruh, Galatasaray’ın küllerinden doğmasını kabullenememekte, sindirememekte ve ne yapacaklarını bilememektedirler.

Ne mi yapıyorlar? Bahsedelim.

Gençlik ve Spor Bakanlığı, her branşta ülkeyi ileri götürecek özel sporcuları belirleyip, 2016 ve 2020 Olimpiyatları için devşirmek istedi. Sporcularımızdan Mateusz Filipski ve Piotr Luszynski de bu kategorideki sporcular arasında yer aldılar ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın önerisi, Cumhurbaşkanı’nın onayı sonucunda Resmi Gazete’de yayınlanan yazı ile Türk vatandaşı olup, Mete Sarı ve Mehmet Türk isimlerini aldılar. 2014 senesinde Milli takımlarında oynamayan sporcularımız, 2015’tek Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye adına yarışma hakkı kazandılar fakat branşa altın çağını yaşatan Sedat İncesu’nun mirasına adeta çöken Harman Yazıcıoğlu tarafından kadroya alınmadılar ve tekrardan Polonya adına Avrupa Şampiyonası’nda mücadele ettiler.

Hala Türk pasaportuna sahip bu iki oyuncu, yönetmelikler gereği Türk oyuncu statüsünde, Türk oyuncu lisansıyla oynamaktalar. Buna engel herhangi bir durum yok. Spor Bakanlığı lisansı verdi, oyuncular oynadı. Bu güruh daha önce bu konuyu biraz dillendirmeye çalıştı ancak yeterli desteği bulamadı. Galatasaray Süper Lig’e harika bir başlangıç yapıp, rakiplerini teker teker geçmeye başlayınca gözü korkan Harman Yazıcıoğlu ve sözü geçen güruh, bu sefer Engelsiz Aslanlar’ı tamamen bitirmek için kulis çalışmalarına başladılar, her zamanki gibi.

Geçen sezon oyuncularımızı arayıp, ayartmaya çalıştıkları gibi, bu sefer de oynadığımız kulüpleri gezerek maçlara itiraz etmelerini rica etmiş. Tabi bazı kulüplerimizden umduğu yanıtı ve desteği bulamadığını ekleyelim ancak bu güruh rahat durmayacak ve bu mevzuyu federasyon bazında cezai yaptırım uygulatana kadar kulis çalışmalarına devam edecek.

Sayın Spor Bakanı ve Gençlik ve Spor Genel Müdürü,

Zimmetine para geçiren, engelli sporcuyu taciz eden Genel Sekreterinizi görünüz. Yönetmeliklere uygun davranılmasına rağmen açık arayıp Tekerlekli Sandalye Basketbol branşını başka bir seviyeye çeken, profesyonelleştirmeye çalışan Sedat İncesu’yu ve Galatasaray Spor Kulübü’nü ayak oyunlarıyla bitirmeye çalışan A Milli Takım antrenörünü görünüz.

Ey Galatasaraylı!

Sana sayısız başarıyı yaşatan, armanın haklı gurur Engelsiz Aslanlar’ı yalnız bırakma! Bu güzel grubu dağıtmak isteyen insanlara inat, dik duruşumuzla onlara sahip çık!

#EngelsizAslanlar – TRANSFER |Cem Gezinci Galatasaray’da!

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Engelsiz Aslanlar, yeni sezonda kadrosunu daha da güçlendirmek adına ilk adımını attı. Türk Milli Takımı’nın ve BJK RMK Marine’in önemli oyuncularından 1985 doğumlu pivot Cem Gezinci bundan sonra Galatasaray forması giyecek.

13 yaşında Beşiktaş alt yapısında basketbola başlayan Cem Gezinci, yaşadığı ağır sakatlıkların ardından antrenörümüz Sedat İncesu’nun da yardımları ile tekerlekli sandalye basketboluna başladı ve 2007 senesinden bu yana Demir Pençeler’in kadrosunda yer almaktaydı. Beşiktaş’ta Andre Vergauwen ve Willi Brinkmann kupalarını kazanan Cem, Engelsiz Aslanlar’ımızın dominasyonuna gelen dönemde henüz lig şampiyonluğu ile tanışamadı. 2011 senesinde İstanbul’da düzenlenen Andre Vergauwen Kupası’nda göstermiş olduğu başarı onu turnuvanın en iyi oyuncusu (MVP) seçtirdi. 2011 yılında Milli Takımımız Avrupa 5.si olarak Paralimpik Oyunları’na katılmaya hak kazanırken Cem de bu başarıya katkı sağlayan oyunculardan biri olarak dikkat çekti. Geçen sene Paralimpik Oyunları’nda 7. olan takımımızda ve bu sene Avrupa ikincisi olan oyuncu grubunda da önemli roller üstlendi.

2 metre boyunda olan Cem Gezinci, üstün fiziği sayesinde pota altında önemli işler başarabilen bir oyuncu.

Ezeli rakipten yapılan böyle bir transfer elbette tartışmaları da birlikte getirdi. Peki Cem’in ayrılışını Galatasaray’ın teklif ettiği iddia edilen çok yüksek miktar mı tetikledi? Karşı taraftan gelen yorumlar bu yönde. Peki gerçekler neler?

Cem Gezinci 1998 senesinden bu yana Beşiktaş’a bir şekilde hizmet eden önemli bir sporcu. Özellikle son senelerde tekerlekli sandalye basketbol takımına yaptığı katkılar ortada. Bütün bu başarılara rağmen Beşiktaş’tan son üç sezondur zam almadan oynamakta. Sizce bir sporcunun en doğal beklentisi kazandığı başarının ardından kontratının iyileştirilmesi değil midir? Unutulmamalıdır ki Cem hayatını bu spordan kazanmaktadır ve göstermiş olduğu üstün başarı ücretinde iyileştirmeyi oldukça hak etmektedir. Peki Beşiktaş yönetimi bu yaz bu durum karşısında sözleşmesini yenilemeyen Cem’e ne yapmıştır? 1998 yılından beri gösterilen emeklerin karşılığı evine gönderilen haciz olmuştur. Bu durumla karşı karşıya kalan sporcumuzun iyi ve düzenli bir organizasyon olan Galatasaray ile sözleşme imzalamasından doğal ne vardır?

Lütfen Cem’in imzasını sadece parasal iyileşme ile sınırlandırmayalım. Cem’i Beşiktaş’tan ayırmaya iten nedenler de sorumlularının sıkıntısı olarak kalsın.

Yeni oyuncumuz Cem Gezinci’yi Galatasaray’ımızda üstün başarılar dilerim.