Tag Archives: Galatasaray

Farkındalık problemi orada! #EngelsizAslanlar

ChSvLebU0AAQQ9V.jpg

Tekerlekli sandalye basketboluna olan ilgim sanılanın aksine 2005 senesine değil, çok daha öncesine dayanmakta. Hala etkili şekilde kullanılıyor mu bilmiyorum ama TRT’nin teletext sayfasından maç sonuçlarını kontrol ettiğim, İzmir BŞB’nin dominasyonuna şahit olduğum dönemler… Lig başlayalı da çok uzun olmamış zaten, tahminen 4-5 sene öncesinde, 1996-97 gibi bir başlangıç senesine sahip. Ufak da olsa bir ivme kazanmış ama tanınırlığı olmayan bir spordu, hoş günümüzde ne kadar popüler o da tartışılır değil mi? Beşiktaş şubeyi kurduğunda nasıl kıskandığımı hatırlıyorum. Üstüne bir de İzmir’in egemenliğini kırınca… (Tesadüf bu ya, şimdi de bizim egemenliğimize bir sene ara verdiler, dokuz senelerine mal olsa da :))

Özhan Canaydın’ın imza attığı en önemli projelerden biridir Engelsiz Aslanlar. Başarıları falan bir kenara bırakıyorum zira zaten bakir olan bir branşta düzgün bir yapılanma ile başarı gelmemesi sürpriz olabilirdi. Hoş, yaşanan zorlukları görünce yüzleşince sportif yapılanma dışında çoğu şeyin çok da düzgün olmadığını anlıyorsunuz ve kendilerine olan saygınız bin kat artıyor. Konuya dönecek olursam, olay başarılar ile alakalı değil. Engelli bireylere bakış açısının değiştirilmesi, sporu kullanarak bireylerin kendilerine olan güvenlerini yerine getirilmesi, bu bireylere hayatlarını iyi koşullarda sürdürebilecek imkanların tanınması ve en önemlisi toplumdaki diğer engelli bireylere rol model olmalarını sağlamak… Engelli bireylere Türkiye’deki insanların bakış açısını düşündüğünüzde amaçlanan ve yapılmaya çalışılan işin ne denli zor olduğunu anlıyorsunuz. Bu yüzden başarılı olup, branşı tanıtmak, farkındalık yaratmak çok önemliydi. Kısmen de olsa başarıldı. Yani, başarılı olundu elbette. 9 lig, 5 Avrupa, 4 Dünya şampiyonluğu yabana atılamaz. Üstelik bu başarılar 9 sene içinde geldiyse bunun adı dominasyon oluyor. Hani futbolda Barcelona son 12 sezonda 8 La Liga, 4 Şampiyonlar Ligi, 3 Kulüpler Dünya Kupası kazanınca ağzımız nasıl sulanıyorsa, tekerlekli sandalye basketbolunda kendi takımımız bunu daha kısa sürede, daha iyi yaptı. Sayılar ortada…

Peki hedefler neden kısmen başarılmış oldu? Neden tüm amaçlara ulaşılamadı? Öncelikle yeterli seviyede farkındalık sağlanamadığını düşünüyorum. Bunda Galatasaray’a ait medya organlarının (Web sitesi, dergi, sosyal medya hesapları, televizyon vb.) yetersiz kalması pay sahibi elbette. Bir dönem (2010-2013 arası olması lazım, tam emin değilim. Kontrol edilmeli.) kendisine görece fazla yer bulsa da, maç öncesi, maç sonu haberleri ve ara sıra röportajlardan ileri gidemedik. Branşın popülaritesini artırmak amaçlandığında, Galatasaray markası altında o branşa dair güzel bilgiler bulunmasını isterim. Bizim web sitemizde puanlama sistemi ve IWBF Europe’un sitesine yönlendirme dışında herhangi bir bilgi bulunmamakta. Halbuki bu kadar başarılı, taraftarın önemsediği ve bir aile havasının yaşandığı branş; kulübün sosyal medya hesaplarında daha fazla ön plana çıkarılamaz mıydı? Kısa videolar, bilgilendirici yazılar ile ilgili olmayan kesimin dikkati çekilemez miydi? Hoş, mevcut durumda resmi sitede basketbol altında olmayan, buna rağmen tüm branşlara sunulan resmi sosyal medya hesabı imkanından faydalanamayan ve resmen atıl olarak görülen bir yapı için bunu istemek lüks oluyor sanırım.

İkincil olarak sorun başarıların kanıksanmış olması. Taraftar “Engelsiz Aslanlar nasılsa şampiyon olur.” algısıyla yaklaştı olaya.En güçlü takım bizde, çıkar alırız… Halbuki arka tarafta yaşanan sorunlar, yapılan antrenmanlar, çekilen çileler hep gizli kalıyor. Bu da başarıların kolay kazanıldığı algısı yaratıp, kanıksanmasına ve olağan karşılanmasına neden oluyor.Senelerdir futbolda kazanılan UEFA Kupası’nın ne denli zor ortamda, ödeme zorlukları altında kazanıldığından bahsedilir. (En azından ben öyle hatırlıyorum.) Erkek basketbol takımında ödeme problemi olduğunda Kerem Gönlüm kulübe ihtar gönderir, antrenmana çıkmama tehditleri gelir ve basın kullanılır. (Tabi hiçbir sonuç, kulübün yarattığı ödeme problemi nedenini geçersiz kılmaz.) Yani, görece popüler branşlarda yaşanılan sorunlar bir şekilde gün yüzüne çıkarılırken, kulübüne bağlı ve etik duruşlarını hiçbir zaman bozmayan ve kendilerini hukukun çizmiş olduğu sınırlar içerisinde tutan, bunu da hiçbir zaman basın yoluyla fırtına kopararak yaymayan bir grup kol kırılır yen içinde kalır felsefesiyle yaşadığı zorlukları hep içinde tutar. Bu zorlukların, sıkıntıların ve yoğun programın farkında olmayan insanlar ise başarıyı kanıksar ve ilgi otomatik olarak azalır. Kısaca, istenilen farkındalığı yaratamamış olursunuz. Sorunları değil, başarıları ön planda tutmak bu noktada önemlidir ama yukarıda yazdığım Galatasaray’a ait medya organlarının yetersizliği buna engel oluyor.

Son olarak bazı kesimlerin kulübün, branşın ve engelli bireylerin ön planda olmasında duydukları rahatsızlık var. Neden? Çünkü Engelsiz Aslanlar hepsinin kurdukları düzene çomağın en büyüğünü sokuyor. 9 uluslar arası başarı ile hem kulübün hem de Türkiye sporunun en başarılı temsilcisi olmak size Galatasaray’da avantaj değil, dezavantaj sağlıyor çünkü çalışma sisteminiz bazılarının alışılageldik sistemi ile örtüşmüyor. Ahbap çavuş ilişkisine değil, etiğe, ahlaka, Galatasaray kültürüne, çok çalışmaya ve her zaman daha iyisi olmak için mücadeleye dayanıyor.Aynı durum federasyon seviyesinde de geçerli. Galatasaray maaş skalasını yüksek tutar, engelli bireylerin kendilerine yetebilmelerini ve iyi koşulda olmalarını sağlar. Bir çoğu ise engellilerin kendilerine bağımlı olmalarını, paraların kendi ceplerine inmesini ister. Amaçları ne sporu geliştirmek, ne de engelli bireylerin toplum içinde yer edinmesini sağlamak. Sporcusunun üniversite bursunu kesmekten tutun da, iş tehdidine; kadın sporculara tacizden tutun da, yolsuzluklara kadar her şey var ne yazık ki. Kötüsü, bu düzenlerinin bozulmasını da istemiyorlar. R. Sedat İncesu ise bu bireylerin daha iyi konumda olması için gerekirse kendi kariyerini tehlikeye atar, sporcularına etiğin, ahlakın, doğruluğun ve çok çalışmanın önemini anlatır. Düzenlerine terstir.

Peki şimdi ne olacak? Bildiğiniz gibi Engelsiz Aslanlar kurulduğu günden bu yana ilk defa yerel ligde şampiyon olamadı. Bir devrin sonu aslında. Engelsiz Aslanlar için ilk etap bitmiş oldu. İkinci etapta yaratılan farkındalığın rüzgarı ile çok daha güçlü bir yapı kurmak amaçlanmakla birlikte, yukarıda saydığım nedenlerle farkındalık problemi ile karşı karşıyayız.Bu da işleri tahmin edilenden daha zor kılacak.

Aslında içimdekileri dökmek üzere başlamıştım, dertleşmek istiyordum kendimce… Hatta bu yazı saf taraftarlığa dönüşümün başlangıcı olsun istemiştim. Yeniden uzaktan takip ettiğim günlere dönmek için bir adım olacaktı. Bir veda belki de… 2009 senesinde bu blogu kurarken amacım gayet naifti. Farkındalık problemi o dönem dikkatimi çekmiş, düşünün yedi koca sene geçti üzerinden, ve branşı daha görünür, daha bilinir hale getirmek istemiştim. (Sedat Hoca ile tanışmamız da benzer döneme denk gelir.) Sonra her geçen gün biraz daha ailenin içinde buldum kendimi. Zorlukları gördüm, şahit oldum. Bire bir… Farkındalık problemi oradaydı. Bloga yeniden yazayım istedim, tek başına altından kalkamadım sanırım. Gündelik hayat, yaşam kavgası bu işi amatörce yapmayı bir şekilde engelliyor. Maç içerisinde istatistik tuttum bir dönem. Hem blogda yazarım, hem de sezon verileri özellikle Avrupa mücadeleleri öncesinde işe yarar diye düşündüm. Yine belli noktada bırakmak durumunda kaldım. Farkındalık problemi hala oradaydı. Arada haberler verdim, isyan ettim… Haksızlıklara karşı, zorluklara karşı sesleri olmaya çalıştım. Kısmi olarak başarılı oldum ama tüm tepkiler günlük olarak orada kaldık. Farkındalık problemi hala oradaydı. Sponsorluk için, ödeme güçlükleri yaşanan dönemlerde ödemelerin yapılması için kaç kişiye, kaç şirkete gittim bilmiyorum. Galatasaraylılıkları ile sosyal medyada övünen insanlar dönüp cevap bile vermeye yüksündüler. Nasıl moral bozucu bilemezsiniz. Halbuki “Ne yazık ki olumlu dönemiyoruz.” deseler, “Eyvallah.” deyip gidecektim. Düşünün, farkındalık problemi hala orada.

Popülarite her şey dostlar. Eğer yapacağınız katkının sonunda takdir göremeyeceğinizi ya da ön plana çıkamayacağınızı biliyorsanız, o işi genelde yapmıyorsunuz. Ben de kendimi sorgular oldum. Tüm saflığımla uğruna mücadele ettiğim şeylerden ne kazandığımı düşündüm. Ön plana çıktım, aracı oldum, geri plana atıldım ama hep devam ettim çünkü tek amacım bu branşın, Engelsiz Aslanlar’ın iyi durumda olması ve istenilen farkındalık seviyesine Türkiye halkını ulaştırması.Çok daha iyi projelerle çok daha fazla sayıda engelli bireyin hayatına dokunmalarını sağlayabilmek. Önemli olan bu davadır benim için. Ancak farkındalık problemi hala orada.

2009 yılında hiçbir şey bilmeden safça başladığım bu yolculuğu nereye kadar taşırım bilmiyorum. Bazen uzaktan sevmek daha mı iyi diye düşünmüyor değilim. Evet, veda yazısı olabilirdi bu ama şimdilik nokta koymuyorum. Farkındalık problemlerini, zorlukları düşündükçe yarı yolda bırakmak da istemiyorum ama öte yandan boşa kürek çekiyormuşum gibi geliyor. O yüzden bir virgül ile bu hikayeyi durduruyorum kendi adıma. Düşüneceğim.

7 yıl boyunca bir şekilde burayı okuduysanız, bir şeyler katabildiysem sizlere benden mutlusu yok.

Lütfen unutmayın, farkındalık problemi orada.

#EngelsizAslanlar! #GalatasarayınGerçekRuhu!

Şimdi değilse ne zaman?

EngelsizAslanlar

2005 senesinde kurulan, kurulduğu günden bu yana sayısız başarılar elde eden ve spor dalları arasında hanedanlık kavramını yeniden tanımlayan bir takıma sahip olduğumuzu biliyor muyuz? Yaşanılan her zorluğu teker teker aşan, her darbede daha da güçlenen başka bir şube biliyor muyuz? Kendinden önce armayı düşünen, bireysellikten ziyade takım duygusunu ön planda tutan başka bir grup gördünüz mü?

Evet, rakip bu sefer son 10 senedir olmadığı kadar güçlü…

Evet, milli takımdaki oyuncuların çoğu bir arada…

Evet, biz ise son zamanların en kısıtlı imkanlarıyla var olma savaşı içerisindeyiz ve Engelsiz Aslanlar’ımızın hiç olmadığı kadar taraftarını yanında görme ihtiyacı var…

Rakibimiz kadro avantajına rağmen rahat değil. Neden? Çünkü karşısında belki de tarihinde hiç olmadığı kadar kenetlenmiş ve takımdaşlık duygusunu ön planda tutan bir grup ile karşı karşıya.

Rakibimiz tedirgin, çünkü aslanlarımız yine, yeniden küllerinden doğuyor.

Rakibimiz huzursuz, çünkü küfür kıyamet bize ev sahipliği yaptıkları ortamdan, eski oyuncularımızı ve diğer rakip takım oyuncularını ayırt etmeksizin bağrına basacak, müsabaka esnasında sportmence takımını destekleyecek bir taraftar karşısına çıkacaklar.

Rakibimiz kaygılı, çünkü fitnenin, fesatın değil; iyiliğin, çalışmanın, azmin kazanma ihtimali onları ürkütüyor.

Bu bir şampiyonluktan öte… Bu, 8 tane aslanımızın ve Sedat Hoca’mızın zorlu koşullarda var olma çabasının sonuçlanacağı maçlardan biri… Mağlubiyet dünyanın sonu olmasa da, galibiyet her şeye bedel.

İşte bu yüzden 10 Ocak 2015 Pazar günü saat 16:00’da Ahmet Cömert Spor Salonu’nu doldurmamız gerekiyor. İşte bu yüzden, maç öncesi ve sonunda başta eski kaptanımız Özgür’ü ve eski oyuncularımız Ferit’i ve Cem’i olmak üzere Beşiktaş takımını Engelsiz Aslanlar’ımızla birlikte bağrımıza basarken, maç esnasında tüm hücumlarda takımımızın itici gücü olacağız, savunmayı hep birlikte yapacağız!

İşte bu yüzden Engelsiz Aslanlar ile birlikte şampiyonluk yolunda bir adımı daha hep birlikte geçeceğiz!

Haydi herkes Ahmet Cömert’e! Şimdi değilse, ne zaman?

Tarih: 10 Ocak 2016, Pazar

Saat: 16:00

Salon: Ahmet Cömert Spor Salonu

Engelsiz Aslanlar’ı Bitiremezsiniz!

EngelsizAslanlar

Uzun süredir bloga yazma imkanım olmadı. Eskisi kadar ilgilenemiyor olmak, hatta bu sezon maçlara gidemiyor olmak ziyadesiyle rahatsız ediyor. Bazen motivasyonu yeniden sağlamak, eskisinden daha sıkı sahip olduğun değerlere sarılmak için düşmanlarının sana saldırması gerekir. Sağ olsunlar, boş durmadıkları için bana bu imkanı verdiler.

Kimlerden bahsettiğim aşikar. Zamanında zimmetine para geçirmekten, Sedat İncesu’ya hakaret ettiği için aldığı cezalarla ve engelli bir kişiye taciz etmek ile ön plana çıkan Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu’nun mevcut Genel Sekreteri ile oyuncularını işten kovdurma tehditleriyle istediğini yaptırmaya çalışan, yüze gülüp arkadan iş çevirmeye çalışan ve an itibariyle Tekerlekli Sandalye Basketbol A Milli Takım antrenörü Harman Yazıcıoğlu’nu içinde barındıran bir güruh Engelsiz Aslanlar’ın varlığından bile rahatsız oluyorlar.

Geçtiğimiz sezon başından bu yana yaşadığı sıkıntılara rağmen ligde 9. kez şampiyon olan takımımızın, 6 erkek 2 kadın oyuncusuyla başladığı sezonda oynadığı basketbol ile dosta düşmana nasıl korku saldığı belli oluyor. Yaşadığı kötü olaylar neticesinde ellerini ovuşturan yukarıda bahsi geçen güruh, Galatasaray’ın küllerinden doğmasını kabullenememekte, sindirememekte ve ne yapacaklarını bilememektedirler.

Ne mi yapıyorlar? Bahsedelim.

Gençlik ve Spor Bakanlığı, her branşta ülkeyi ileri götürecek özel sporcuları belirleyip, 2016 ve 2020 Olimpiyatları için devşirmek istedi. Sporcularımızdan Mateusz Filipski ve Piotr Luszynski de bu kategorideki sporcular arasında yer aldılar ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın önerisi, Cumhurbaşkanı’nın onayı sonucunda Resmi Gazete’de yayınlanan yazı ile Türk vatandaşı olup, Mete Sarı ve Mehmet Türk isimlerini aldılar. 2014 senesinde Milli takımlarında oynamayan sporcularımız, 2015’tek Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye adına yarışma hakkı kazandılar fakat branşa altın çağını yaşatan Sedat İncesu’nun mirasına adeta çöken Harman Yazıcıoğlu tarafından kadroya alınmadılar ve tekrardan Polonya adına Avrupa Şampiyonası’nda mücadele ettiler.

Hala Türk pasaportuna sahip bu iki oyuncu, yönetmelikler gereği Türk oyuncu statüsünde, Türk oyuncu lisansıyla oynamaktalar. Buna engel herhangi bir durum yok. Spor Bakanlığı lisansı verdi, oyuncular oynadı. Bu güruh daha önce bu konuyu biraz dillendirmeye çalıştı ancak yeterli desteği bulamadı. Galatasaray Süper Lig’e harika bir başlangıç yapıp, rakiplerini teker teker geçmeye başlayınca gözü korkan Harman Yazıcıoğlu ve sözü geçen güruh, bu sefer Engelsiz Aslanlar’ı tamamen bitirmek için kulis çalışmalarına başladılar, her zamanki gibi.

Geçen sezon oyuncularımızı arayıp, ayartmaya çalıştıkları gibi, bu sefer de oynadığımız kulüpleri gezerek maçlara itiraz etmelerini rica etmiş. Tabi bazı kulüplerimizden umduğu yanıtı ve desteği bulamadığını ekleyelim ancak bu güruh rahat durmayacak ve bu mevzuyu federasyon bazında cezai yaptırım uygulatana kadar kulis çalışmalarına devam edecek.

Sayın Spor Bakanı ve Gençlik ve Spor Genel Müdürü,

Zimmetine para geçiren, engelli sporcuyu taciz eden Genel Sekreterinizi görünüz. Yönetmeliklere uygun davranılmasına rağmen açık arayıp Tekerlekli Sandalye Basketbol branşını başka bir seviyeye çeken, profesyonelleştirmeye çalışan Sedat İncesu’yu ve Galatasaray Spor Kulübü’nü ayak oyunlarıyla bitirmeye çalışan A Milli Takım antrenörünü görünüz.

Ey Galatasaraylı!

Sana sayısız başarıyı yaşatan, armanın haklı gurur Engelsiz Aslanlar’ı yalnız bırakma! Bu güzel grubu dağıtmak isteyen insanlara inat, dik duruşumuzla onlara sahip çık!

#EngelsizAslanlar – TRANSFER |Cem Gezinci Galatasaray’da!

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Engelsiz Aslanlar, yeni sezonda kadrosunu daha da güçlendirmek adına ilk adımını attı. Türk Milli Takımı’nın ve BJK RMK Marine’in önemli oyuncularından 1985 doğumlu pivot Cem Gezinci bundan sonra Galatasaray forması giyecek.

13 yaşında Beşiktaş alt yapısında basketbola başlayan Cem Gezinci, yaşadığı ağır sakatlıkların ardından antrenörümüz Sedat İncesu’nun da yardımları ile tekerlekli sandalye basketboluna başladı ve 2007 senesinden bu yana Demir Pençeler’in kadrosunda yer almaktaydı. Beşiktaş’ta Andre Vergauwen ve Willi Brinkmann kupalarını kazanan Cem, Engelsiz Aslanlar’ımızın dominasyonuna gelen dönemde henüz lig şampiyonluğu ile tanışamadı. 2011 senesinde İstanbul’da düzenlenen Andre Vergauwen Kupası’nda göstermiş olduğu başarı onu turnuvanın en iyi oyuncusu (MVP) seçtirdi. 2011 yılında Milli Takımımız Avrupa 5.si olarak Paralimpik Oyunları’na katılmaya hak kazanırken Cem de bu başarıya katkı sağlayan oyunculardan biri olarak dikkat çekti. Geçen sene Paralimpik Oyunları’nda 7. olan takımımızda ve bu sene Avrupa ikincisi olan oyuncu grubunda da önemli roller üstlendi.

2 metre boyunda olan Cem Gezinci, üstün fiziği sayesinde pota altında önemli işler başarabilen bir oyuncu.

Ezeli rakipten yapılan böyle bir transfer elbette tartışmaları da birlikte getirdi. Peki Cem’in ayrılışını Galatasaray’ın teklif ettiği iddia edilen çok yüksek miktar mı tetikledi? Karşı taraftan gelen yorumlar bu yönde. Peki gerçekler neler?

Cem Gezinci 1998 senesinden bu yana Beşiktaş’a bir şekilde hizmet eden önemli bir sporcu. Özellikle son senelerde tekerlekli sandalye basketbol takımına yaptığı katkılar ortada. Bütün bu başarılara rağmen Beşiktaş’tan son üç sezondur zam almadan oynamakta. Sizce bir sporcunun en doğal beklentisi kazandığı başarının ardından kontratının iyileştirilmesi değil midir? Unutulmamalıdır ki Cem hayatını bu spordan kazanmaktadır ve göstermiş olduğu üstün başarı ücretinde iyileştirmeyi oldukça hak etmektedir. Peki Beşiktaş yönetimi bu yaz bu durum karşısında sözleşmesini yenilemeyen Cem’e ne yapmıştır? 1998 yılından beri gösterilen emeklerin karşılığı evine gönderilen haciz olmuştur. Bu durumla karşı karşıya kalan sporcumuzun iyi ve düzenli bir organizasyon olan Galatasaray ile sözleşme imzalamasından doğal ne vardır?

Lütfen Cem’in imzasını sadece parasal iyileşme ile sınırlandırmayalım. Cem’i Beşiktaş’tan ayırmaya iten nedenler de sorumlularının sıkıntısı olarak kalsın.

Yeni oyuncumuz Cem Gezinci’yi Galatasaray’ımızda üstün başarılar dilerim.

IWBF Champins Cup – FİNAL: O Kupa Ellerinizde Yükselerek Türkiye’ye Gelecek!

Engelsiz Aslanlar’ımız IWBF Europe Champions Cup’ta rakiplerini birer birer yenerek kupaya sadece 40 dakika uzaklıkta, rakibimiz İtalyan SSD Santa Lucia. Bugün saat 13.15’te takımımız kupaya dördüncü kez uzanabilmek için sahada olacak. Peki Santa Lucia nasıl bir takımdır? Engelsiz Aslanlar’ımız neler yapmalı? Rakibimizi tanıyalım.

Tam adı “Societa Sportiva Dilettantistica Santa Lucia Sport Roma” olan kulüp, 1960 yılında kendi şehirlerinde düzenlenen tarihin ilk paralimpik oyunları zamanında kuruldu. Hastane/Rehabilitasyon Merkezi yapısıyla birlikte birçok spor dalına destek verdi ve İtalya’da paralimpik spor branşlarının gelişiminde önemli bir yere sahip oldu.

Tekerlekli sandalye basketbolunun İtalya’daki en önemli temsilcisi olan Santa Lucia, ilk olarak 1978-79 sezonunda ulusal turnuvada boy gösterdi ve altı takım içerisinde dördüncü sırada yer aldı. Gelişimine hızla devam eden takım, 1981 senesinde ilk şampiyonluğuna ulaştı. 1988 yılında ilk kez organize edilen Andre Vergauwen Kupası’nı müzesine götürmeyi başardılar. 1995 senesine gelindiğinde ise 10 şampiyonluk kazanılmıştı!

Santa Lucia’nın bir sonraki hedefi Avrupa’nın en büyük kupasında başarı kazanmaktı ve bunu 1998 yılında Champions Cup’ı kazanarak başardılar. Aynı başarı 2003 ve 2007 senelerinde de tekrarlandı. Santa Lucia 2002 ve 2009 yıllarında ise Andre Vergauwen Kupası’nı kazanma başarısı gösterdi.

İtalya’da sayısız lig ve kupa şampiyonluğuna 3 Champions Cup ve 3 Andre Vergauwen Kupası ekleyen Santa Lucia’nın ne kadar sağlam bir sistemin ürünü olduğunu anlatmak kelimelerle pek mümkün olmuyor.

Santa Lucia birkaç sezondur çok iyi bir savunma takımı olarak dikkati çekerken, bu sezon yaptıkları savunmanın boyutu gerçekten muhteşem. Bu sezon İtalya Ligi’nde oynadığı 12 karşılaşmanın dokuzunu kazanarak sezonu en tepede tamamlamalarında potalarında maç başına yalnızca 51.5 sayıya izin vermelerinin büyük bir etlisi var. Ev sahibi oldukları Euroleague 1 eleme gruplarında ise potalarında maç başına 45.5 sayıya izin vererek 3 galibiyet 1 mağlubiyet ile ikinci olarak Champions Cup finallerine katılma hakkı kazandılar. Champions Cup A Grubu’nda yer alan İtalyan temsilcisi Zwickau’yu 76-64, ev sahibi Valladolid’i 63-50 ve Beşiktaş’ı 65-57 mağlup ederek grubunu namağlup birinci sırada tamamladı. Yarı final maçında Euroleague 1 elemelerinde tek mağlubiyetini aldığı İspanyol Fundos Once’yi 60-57 mağlup ederek finalde Engelsiz Aslanlar’ımızın rakibi oldular. Champions Cup’ta dört maçında ortalama 57 sayı yiyen Santa Lucia hücumda ise bir o kadar problem yaşayabilecek bir takım.

Roma ekibinin kadrosu şu şekilde:

  • 4 ANDREA TRULLI (2.5)
  • 5 MARCO STUPENENGO (2.0)
  • 6 AMINE MOUKHARIQ (3.0)
  • 7 MOHAMED SANNA ALI (1.5)
  • 8 SAMIR BADER (4.0)
  • 9 CHRISTIAN FARES (4.0)
  • 10 IAN LYNCH (1.0)
  • 11 ANDREA PELLEGRINI (4.5)
  • 12 MATTEO CAVAGNINI (4.5)
  • 13 STEFANO ROSSETTI (4.0)
  • 14 JACOB OWEN COUNTS (3.5)
  • 15 DOMENICO BELTRAME (2.5)

Takımın en önemli skor opsiyonu İtalya ulusal takımının da en önemli oyuncularından olan Matteo Cavagnini. Bu oyuncuya Counts ve Moukhariq eşlik ediyor. Rakibimizi umutlandırmamanın tek yolu onlara yapacağımız iyi savunma olacaktır. Eğer Santa Lucia’yı 50 sayı civarında tutabilirsek, final maçı bizim için beklenenden rahat geçecektir. Cavagnini’yi boyalı alandan uzak tutmak ve Moukhariq’in dış şutlarına dikkat etmek bu hedefe kolaylıkla ulaşabilmemizi sağlar.

Engelsiz Aslanlar’ımız altıncı kez katıldığı Champions Cup’ta geleneği bozmadan gruptan çıkmayı başardı ve bir kez daha final oynama hakkı kazandı. Daha önce oynadığımız dört finalin üçünde şampiyonluğa uzanan takımımız, bir kez daha şampiyonluğa yakın. Final maçının favorisiyiz ancak sporda kağıt üzerinde favori olan değil, yüreğini, inancını, isteğini sahaya yansıtan takım mutlu sona ulaşıyor.

Şimdi İtalyanlara şampiyonun kim olduğunu gösterme vakti! Engelsiz Aslanlar’ın ruhunu dosta düşmana gösterme vakti! Gün, kupayı yeniden Türkiye’ye getirme günüdür! Gün, Engelsiz Aslanlar’ı hava alanında bir kez daha şampiyon olarak karşılama günüdür! 2008 yılında kazandığımız ilk şampiyonluğun isteği, arzusu, ateşi ile… Arma ile, forma ile…

Haydi Galatasaray! Haydi Engelsiz Aslanlar!

“Olmasa milyon dolar cebinde! Aslan ruhu var yüreğinde! Bu forma ölçülmez ki parayla! ENGELLERE BAŞ KALDIR OYNA!”

http://www.youtube.com/watch?v=uvrIBjzaXgc

IWBF Europe Champions Cup – Yarı Final: Kupaya Türk Damgası!

Not: Fotoğraf 2008 senesinde yaşadığımız ilk Champions Cup şampiyonluğuna aittir.

IWBF Europe Champions Cup’ta grup mücadeleleri sabah seansında oynanan maçlarla birlikte tamamlandı. A Grubu’nun karar maçında Santa Lucia, BJK RMK Marine’i 65-57 mağlup ederek grubu lider bitirirken, BJK RMK Marine 2 galibiyet, 1 mağlubiyet ile ikinci sırada yer aldı.

B Grubu’nu lider bitirmeyi dün garantileyen Engelsiz Aslanlar’ımız ise geçen sezon final maçında mağlup olduğu RSV Lahn-Dill takımından intikamı 84-72’lik galibiyetle alarak grup maçlarını namağlup bitirdi. Grubumuzda ikinci sırayı alacak takımı belirleyen maçta ise Fundosa Once, Stefano Sport’u 75-71 mağlup etti ve yarı finalde Santa Lucia’nın rakibi oldu.

Turnuvada tam anlamıyla bir Türk damgası olduğunu söylemek mümkün. Yarı finalin ikinci ayağını B Grubu’nu yenilgisiz lider bitiren Galatasaray’ımız ile A Grubu’nda ikinci olan BJK RMK Marine oynayacak. Karşılaşma TSİ 21.00’da oynanacak ve canlı olarak takip edilebilecek.

Galatasaray ve BJK RMK Marine takımları Garanti Tekerlekli Sandalye Basketbol Süper Lig’den birbirlerini çok iyi tanıyorlar. Engelsiz Aslanlar’ımızı iyi kötü bildiğimize göre biraz Beşiktaş’tan bahsedelim.

Beşiktaş tekerlekli sandalye basketboluna 2003 senesinin yaz aylarında giriş yaptı. Taraftarları tarafından “Demir Pençeler” lakabıyla bilinen BJK RMK Marine takımı, 2004-05 ve 2005-06 yıllarında İzmir BŞB’nin ligdeki dominasyonunu kırarak üst üste iki kez şampiyon olma başarısını gösterdi. 2005 senesinde Galatasaray’ın bu branşa yaptığı yatırımlar neticesinde geri planda kalan siyah beyazlılar, sonraki yıllarda rakibine karşı başa baş geçen maçlar dışında pek varlık gösteremedi.

Demir Pençeler, Avrupa kupalarında Andre Vergauwen Kupası’nda 2009 yılında üçüncülük, 2010 yılında ikincilik ve nihayetinde 2011 yılında İstanbul’da ev sahipliği yaptığı finallerde şampiyonluk kazandı. Bundan bir sene sonra İstanbul’da Galatasaray’ın ev sahipliğinde yapılan Champions Cup finallerine katılmak için Euroleague 1 elemelerine katılsa da grubunu dördüncü bitirerek Willi Brinkmann Kupası’na katıldı ve oldukça rahat bir şekilde şampiyon olarak Türkiye’ye ikinci kez bir Avrupa Kupası kazandırmanın haklı gururunu yaşadı.

Sezon başında antrenörlüğe bir dönem Engelsiz Aslanlar’ın yardımcı antrenörlüğünü yapmış tecrübeli Tacettin Çıpa’yı getiren Beşiktaş, sezon başından itibaren oldukça iyi bir performans sergilemekte. Kadrosunda milli takımımızın yıldız oyuncularından Kaan Dalay, Cem Gezinci, Bülent Yılmaz, Deniz Acar ve Aytaç Ercan’ı barındırıyorlar. Bu beşli, sahada bir arada yer alamasa da oynadıkları süreler zarfında takımlarının skor yüklerini üstleniyorlar. Kadrosunda yabancı oyuncu bulunmayan Beşiktaş’ın en önemli dezavantajı kadro derinliğinin bulunmaması.

Champions Cup’a Euroleague 1 elemelerini namağlup bitirerek gelen Beşiktaş, A Grubu’nda önce ev sahibi BSR Valladolid’i 70-67, daha sonra Almanların tecrübeli takımı Rollis Zwickau’yu 71-69 mağlup etti ve yarı finale kalmaya hak kazandı. Grubun son maçında ise yarı final karşılaşmasını düşünerek Cem Gezinci’yi oynatmadılar ve İtalyan Santa Lucia’ya 65-57 mağlup oldular.

BJK RMK Marine’in kadrosu şu şekilde:

  • 4Ali ALU1.5
  • 5Kaan DALAY2.5
  • 6Engin EKINCI4.0
  • 7Bülent YILMAZ3.5
  • 8Yasin CIRGAOGLU1.0
  • 9Cafer YUMUK1.0
  • 10Cem GEZINCI4.5
  • 11Ilhan TUNCAY3.0
  • 12Yasemin GÜLER1.0
  • 13Aytaç ERCAN4.0
  • 14Deniz ACAR2.5

Şimdi gelelim Beşiktaş’a karşı avantajlarımıza ve dezavantajlarımıza.

Öncelikle Beşiktaş’ın pek değişmeyen bir sistemle oynadığını belirtmek gerekir. Cem’i boyalı alana sokabildikleri anda kendisinin fiziki avantajını kullanarak topu düşünmeden ona indiriyorlar ve işlemi tamamlıyorlar. Boyalı bölgede topu alan Cem’i durdurmak neredeyse imkansız. Kendi şahsi hataları olmadan maalesef bunu başaramayız. Dolayısıyla ilk yapmamız gereken iş ya en başından savunmaya dönerken Cem’i kendi yarı sahasında hapsetmek (Man out) ya da hiçbir şekilde boyalı alana kendisini sokmamak. Burada onun olduğu taraftaki oyuncularımızın çok dikkatli olması gerekiyor. Dip çizgi mutlak suretle kapatılmalı, mümkün mertebe kendisine show up yapmalıyız. Tabii bu çıkışlarda Kaan Dalay ya da Deniz Acar gibi içeri devrilebilen isimler tehlike arz etmekte. Dolayısıyla pasif bölgede bulunan oyuncularımızın da bu katlara mutlaka dikkat etmesi gerekiyor. Eğer bu söylediklerim başarılı biçimde yerine getirilirse BJK RMK Marine’in hücum etkinliği neredeyse yarıya indiriliyor. Boyalı bölge dışından atılabilecek şutlara kaldıkları anda isabet oranları belli bir noktada düşüşe geçecektir. Bu da maçın ilerleyen kısımlarında kontrolün tamamen bize geçmesi anlamını taşır.

Bizim için tehlike taşıyabilecek beşleri (Puanları yanlış hesaplamadıysam) 1.0 puanlı herhangi bir oyuncu – Kaan Dalay – Deniz Acar – Aytaç Ercan – Cem Gezinci olur.  Aytaç Ercan hem fiziki üstünlüğü olan, hem de kendi pozisyonunu yaratabilen bir oyuncu. Bu beşe ancak ve ancak uzun beşimizle (Seyran – Sofyane – Matt/Ferit – (Fifi, Tristan, Özgür ve Luzi’den herhangi ikisi) karşılık verebiliriz. Nasıl? Yapılan iyi savunma neticesinde alacağımız ribauntları hızlı hücumla değerlendirebiliriz. Sofyane, Matt ve Tristan yarı sahayı çok hızlı geçen oyuncular olduğundan çok önemli bir avantajımız oluyor. Savunmada tepede Fifi’nin veya Özgür’ün kaldığı durumlarda da benzer hızlı hücum imkanları yakalamamız mümkün.

Maçın kilit noktası savunma. Savunma özelinde Cem Gezinci’nin savunması. Gündüz maç yapmamış olması onu dinlendirse de maç temposunda sıkıntıya yol açmış da olabilir. Ayrıca Cem mental olarak kuvvetli bir oyuncu sayılmaz. Çabuk demoralize olabiliyor. Onu iyi savunmayla kötü atışlara itmek maçın başında üstünlüğü ele geçirmemizi sağlayabilir.

Bir diğer avantajımız ise yabancı sınırlamasının elimizi kolumuzu bağlamayacak olması. Beş yabancımızda kadroda olacak ve dilediğimiz kadarını sahada tutabileceğiz. Türkiye’deki maçlarda bunu yapamadığımız için zaman zaman rotasyon sıkıntıları yaşıyorduk ancak burada kadro derinliğimizden fazlasıyla faydalanabiliriz.

2006 senesinde lige yükseldiğimiz andan bu yana Beşiktaş’a karşı oldukça iyi bir üstünlüğümüz söz konusu. Bileğimizi kolay kolay bükemiyorlar. Yine de bu yarı final ve tek maç. Oldukça iyi konsantre olacaklardır. Bizi yarı finalde elemeleri 7 senenin acısını bir anda çıkarabilir. Farkındalar. Bizim de bu durumun farkında olmamız lazım. Başımızda bu branşın en iyi isimlerinden biri var. Kadromuz dünya yıldızlarıyla dolu. Kapasitemiz Beşiktaş’a oranla daha fazla. Yapmamız gereken tek şey konsantre olmak ve savunma yapmak. Turnuvada oynadığımız maçlarda 10-15 dakikalık savunma periyotları maçları kazanmamıza yetti fakat şimdi daha fazlasını yapma zamanı. Beşiktaş’ı bir an bile ümitlendirmemeliyiz.

Takımımız 6. kez bu turnuvada boy gösteriyor. Daha önceki beş katılımımızda dört kez gruptan çıktık ve gruptan çıktığımız her sene final oynadık. Tarihi yeniden yazma zamanı! Geçen sene Almanların elimizden kapıp gittiği kupayı ilk kez şampiyonluk yaşadığımız ülke olan İspanya’da, bu kez Valladolid şehrinde yeniden kazanıp ülkemize getirme zamanı! Yedi senelik rekabetin verdiği ateşi hissederek, bu zamana kadar sahip olduğumuz üstünlüğü unutup her şeye sıfırdan başlıyormuşçasına büyük bir istek ve azimle oynama zamanı!

Bu taraftar size güveniyor Engelsiz Aslanlar! Bu taraftar pazar günü kupayı alıp geldiğinizde sizleri hava alanında karşılamaya hazırlanıyor! Finale tek bir adım kaldı! Başardınız, yine başaracaksınız!

“Yensen, yenilsen de taraftarın senle! Başkaldırın tüm engellere! Oynayın ölümüne!”

http://www.youtube.com/watch?v=P9rkXmp9liQ&feature=share

IWBF Europe Champions Cup: Rakiplerimizi Tanıyalım: RSV Lahn-Dill

RSV-Lahn-Dill-2012-2013-med

Turnuvanın ikinci gününde grubumuzdaki son karşılaşmamızı yapacağımız Lahn-Dill ile son 5-6 senedir oluşan ciddi bir rekabet olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Peki RSV Lahn-Dill takımını bu denli başarılı kılan nedir?

Öncelikle Alman ekibinin geçmişini biraz öğrenelim. RSV Lahn-Dill Almanya’nın Wetzlar kentinde 1983 yılında kuruldu. 1987 yılında Bundesliga’ya çıkmayı başaran Lahn-Dill, bu yıldan sonra bir düşüş içerisinde girerek, bölgesel lige kadar düştü. Yeniden yapılanma içerisine giren ve meyvelerini kısa sürede alan kulüp, 1994 yılında yeniden Bundesliga’ya dönme başarısını gösterdi. 1997 senesinde Bundesliga’yı ikinci sırada bitirerek o zamana kadarki en iyi derecesini elde etti. Ertesi sezon, 1998 senesinde ise ilk Almanya şampiyonluğuna yalnızca tek yenilgi ile ulaştılar. 1999 yılında bu branşta Almanya’daki ilk fan kulübü kurulduktan sonra, 2000 senesinde Lahn-Dill bünyesine ilk yabancı oyuncusunu kattı.

Milenyum tam anlamıyla tekerlekli sandalye basketboluna gerek Almanya’da, gerekse Avrupa’da RSV Lahn-Dill damgasının vurulacağı anlamına geliyordu. Profesyonel bir yapılanmaya sahip olan kulüp, ilk olarak 2002 senesinde Almanya Kupası’nı tarihlerinde ilk kez kazanma başarısı gösterdi. 2003 yazında kadroya iki Kanadalı Patrick Anderson ve Joey Johnson’ın dahil edilmesi, Lahn-Dill dominasyonunun resmi olarak başladığını işaret ediyordu. 2003-2006 yılları arasında Bundesliga’da tam 55 maçı hiç yenilmeden bitirerek bitirerek önemli bir başarı gösterdiler. 2003-04 sezonundan günümüze kadar sadece bir kez (2008-09 Sezonu, Rollis Zwickau) Bundesliga’da şampiyon olamadılar. 2002 senesinden bu yana Almanya Kupası’nda ise sadece iki sene (2003 ve 2008, Rollis Zwickau) şampiyon olamadılar.

2000’li yıllarda göstermiş oldukları dominasyon Avrupa arenasına da yansıdı. İlk olarak 2002 senesinde Willi Brinkmann Kupası’nı kazanan Alman ekibi, Kanadalı oyuncularının da katkısıyla 2004-2006 seneleri arasında peş peşe 3 kez olmak üzere, toplamda beş kez (2010,2012) Şampiyonlar Kupası’nı müzesine götürdü. Bu kupalara bir de 2010 senesinde kazandıkları Kitakyushu Kupası (Kıtalar Arası Kupa) da eklendiğinde ortaya gerçekten muhteşem bir tablo çıkmakta.

Tekerlekli sandalye basketbolu branşında yeryüzünde gözlemlenebilecek en profesyonel yapılanmalardan birine sahip olan Alman ekibinin, alt yapısıyla, fan kulübüyle üst düzey bir organizasyon ile yönetildiğini söylemek gerekir. Kendilerine bu önemli başarıları sadece yaptıkları transferler değil, bu anlayış da getirmiştir.

Galatasaray ile RSV Lahn Dill arasındaki rekabet tamamen son beş sezonda iki takımın bu branşta ön plana çıkması neticesinde oluşmuştur. IWBF Europe Champions Cup’taki son beş sezon finalinin üçünde bu iki takım karşı karşıya gelmiştir. Bunun yanı sıra 2009 senesinde Engelsiz Aslanlar’ımız yarı finalde Lahn Dill’i eleyerek final oynama şansı kazanmış, finalde bir diğer Alman ekibi Zwickau’yu yenerek kupaya uzanmıştı. Kısacası bu iki ekip son beş sezonun dördünde en kötü ihtimalle yarı finalde karşı karşıya geldiler ve Galatasaray’ımız bu dört eşleşmenin üçünde gülen taraf oldu. Tek mağlubiyetimizi, maalesef, geçen sezon kendi evimizde düzenlemiş olduğumuz final karşılaşmasında Steve Serio ve Joey Johnson ikilisinin mükemmel oyunlarına boyun eğerek aldık.

RSV Lahn-Dill sezona bu iki önemli oyuncusunu kaybederek başladı. Elbette kendilerini derinden etkileyen bir takım ekonomik sıkıntıların bunda etkisi büyüktü. Bu nedenle karşımıza nispeten zayıflamış bir kadroyla çıkacaklarını belirtmek gerekir. Yine de finallere doğrudan katılan Alman ekibini hafife almak doğru olmaz zira gelenin gidenin önemli olmadığı bir sistem takımı ile karşı karşıya olduğumuz ortadadır.

Normal sezonu aldıkları üç mağlubiyetle üçüncü sırada bitiren Lahn-Dill, buna rağmen play-offlarda önce lig ikincisi Thuringen’i daha sonra da finalde lig dördüncüsü Mainhatten’i geçerek şampiyonluğa uzandılar. Alman Kupası finalinde yine Mainhatten’i mağlup ettiklerini de belirtmek gerekir.

RSV Lahn-Dill’in takım kadrosu şu şekilde:

Lahn-Dill

 

Bu sezon kadrosuna Britanyalı Joe Bestwick’i kadrosuna dahil  etmeleri Paye’nin  skor yükünün doğrudan Bestwick ile paylaşılacağı anlamına geliyordu. Sezon boyunca göstermiş olduğu performans bunu doğruladı ve Paye ile birlikte Bestwick takımın en skorer ismi haline geldi. Bunun yanı sıra tecrübeli Dirk Köhler ve Thomas Böhme de bu isimlere katkı verebilecek oyuncu olarak dikkat çekiyor.

Lahn-Dill’e karşı da kadro derinliği avantajımız ortaya çıkıyor fakat geçen sezon final maçında göstermiş oldukları performans, hiç çıkmadan oynayacak oyuncuların kimi zaman fişi çekebileceklerini göstermekte. O yüzden kendilerine karşı yüksek konsantrasyon ve azimle oynamak bize ancak kadro derinliği avantajını hissettirecektir.